II. TÜRKİYE SOSYAL FORUMU ADANA HAZIRLIK TOPLANTISI YAPILDI
TSF'nun hazırlık toplantısı 12 – 13 Mayıs 2007 tarihinde Ziraat Mühendisleri Odası'nda düzenlendi.
TSF'un kurucuları KESK, DİSK, TMMOB, İstanbul Diş Hekimleri Odası, İstanbul Tabip Odası ve İstanbul Veteriner Hekimleri Odası. Sendikalar ve meslek odaları gibi yaklaşık elli kurumdan oluştuğu söylendi.
Toplantının her iki gününde de 80 kişilik salon doluydu.
Toplantınya başkanlık edenler; TMMOB 2. Başkanı Hüseyin Yeşil, TMMOB sekreteri Hüseyin Atıcı, Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu Türkiye sözcüsü Yıldız Önen ve KESK Adana şube sekreteri Ergun Atlı idi.
Birinci günün, 1. Bölümünde slayt gösterisinin ardından DSF’nin (DÜNYA SOSYAL FORUMU) amacının dünya çapında gösteriler örgütlemek, farklı fikirleri, farklı örgütleri bir çatı altında toplamak ve bir tartışma zemini yaratmak olarak belirtildi.
DSF’nin gündemine aldığı sorunların çeşitli sol gruplarında gündeminde olduğu, forumun bu kanada nasıl yaklaştığı sorusuna cevap olarak siyasal partilerin resmi isimleri ile foruma katılımının yasak olduğu fakat forumun bireysel temelde isteyen her kişiye açık bir zemin olduğu söylendi.
Tartışma bölümünde “Ocak 2007’de Nairobi de yapılan DSF’yi finanse edenlerden biri Coca Cola idi. Bu bir çelişki değil midir?” sorusuna karşılık “Coca Colanın değil ama bir telekomünikasyon devi olan Sertel Telekom’un finansör olduğu bu durumun konseyin hatası olduğu ayrıca durumun fark edildiğinde itiraz“ edildiği söylendi. Ayrıca ASF’nin (Avrupa Sosyal Forumu) eylemleri finanse etmek için bir bütçesinin olduğu ve DSF’nin de böyle bir bütçe oluşturup eylemleri finanse edebileceği söylendi.
DSF Konsey üyelerinin nasıl seçildiğine dair sorulan soruya; DSF’nin kuruluşunda imzası bulunan ülkelerin temsilcilerinden oluştuğu karşılığı verildi.
“Forumun gelirleri nereden geliyor?” sorusuna: “Sendikalar ve Sivil toplum örgütlerinden, katılım ücretleri ve kimi ülkelerde hükümet desteği alıyor.” yanıtı verildi.
2. Bölüm 4-7 Mayıs 2006 tarihleri arasında Atina’da yapılan ASF’nin fotoğraflarından oluşan bir slayt gösterimi ile başladı.
Hemen sonrasında ESP’li bir katılımcı “ASF’ye en çok katılımın ESP’den olduğunu fakat slayt gösteriminde neden tek kare fotoğraflarının yer almadığını” sordu.
Bunun bilinçli yapılmış bir şey olmadığı hiçbir kurumu geri planda tutma yada ayrıcalık yapmanın söz konusu olmadığı söylendi.
“DSF ve ASF ‘ye hükümetlerin yaklaşımı nedir?” sorusuna “Şimdiye dek hükümetlerle bir sorun yaşanmadı ayrıca yerel belediyelerin desteğini aldı.” karşılığı verildi.
İkinci bölümde de üzerinde en çok durulan DSF ve ASF’ye politik örgütlerin alınmaması sorunu oldu.
3. Bölüm de yine bir slayt gösterimi ile başladı.
Daha sonra TSF’nin oluşum süreci anlatıldı.TSF’nin en büyük katkısının katılımcı örgütlerin birbirlerini tanıması ve yakınlaşmaları olduğu söylendi. Diğer bölümlerde olduğu gibi bu bölümde de sıkça bu oluşumun politik bir kimliğe sahip olmadığı amacının çeşitli örgütlerin birbirlerine deneyim aktarımı yapabileceği bir tartışma zemini yaratmak olduğu vurgulandı.
Forum'un ikinci gününde, Kurum ve kişilere TSF'da tartışılmasını istedikleri öneri ve taleplerini belirtmek üzere onar dakikalık söz hakkı verildi. Toplantıda TSF’ye taşınması istenilen kimi konu başlıkları genel olarak nükleer santraller, Türkiye'de ki ABD üsleri, Devletin sağlık politikası, sözleşmeli personel yasası çevre sorunları, kadın sorunu, işsizlik, göç vb.
Forumun yapılacağını bir kaç gün öncesinden öğrenmemiz nedeniyle hazırlanamadık ve harhangi bir öneri ve talepte bulunamadık. Bu bizler açısından bir eksiklikti, mutlaka öncelikli gördüğümüz öneri ve taleplerle gitmeliydik.
Forumun bir çok kurum ve çevreyi bir araya getirmesi, bölgesel sorunlardan ve genel ülke sorunları konusunda farklı yaklaşımların tanınması açısından olumlu olduğunu düşünüyoruz. Elbette bu forumdan çok şey beklenilmemelidir. TSF'nin örgütleyicilerinin mücadele anlayışı DSF'nin temel ilkelerinden biri olan"... dünyanın insanlık dışı sürece ve devlet şiddetine karşı şiddet içermeyen toplumsal direnişi artırma ..."düşüncesinde ifadesini buluyor.
Kapitalist-emperyalist ülkelerin egemen burjuvazisinin halklar üzerindeki acımasız sömürüsünü gerçekleştirmek için, baskı ve terör vaz geçilmez, olmazsa olmazdır. Bu gerçekliğe karşı barışçıl, şiddet içermeyen pasifist bir mücadele anlayışı ancak, kapitalist-emperyalist sömürünün vahşi yanlarını törpüleme, daha insalcıl bir kapitalizm isteminin bir ifadesidir.
Gücümüz oranında seminer ve atelye çalışmalarına katılmalı kapitalist-emperyalist talan ve sömürünün tek alternatifinin devrim ve sosyalizm olduğu gerçeğini ortaya koymalıyız.
17.05.2007
Yeni Dünya Gençliği
ADANA
|