Gençlik Gelecektir!

26. Yılında YÖK Protesto Edildi

Kuruluşunun 26. yılında YÖK (Yüksek Öğretim Kurumu) İstanbul'da ve çeşitli ilerde protesto edildi. İstanbul Beyazıt Meydanî önünde katıldığımız YÖK karşıtı eylemde yaklaşık 500 kadar örencinin katılımıyla gerçekleşti. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin bir ürünü olarak ortaya çıkan YÖK 26 yıl boyunca üniversiteleri kendi tahakkümü altına alarak eğitim yuvalarının özerkleşmesinin önünü kapatıp, eğitimi bilimden uzak ve sermayenin kontrolüne bırakmış, polis ve diğer kolluk güçleriyle de öğrencileri baskı altına almıştır. öğrencileri toplumsal siyasetten uzaklaştırma politikalarıyla YÖK, okul ve diğer eğitim çevrelerinde bireyselliği ön plana çıkartarak ve evet toplumun en ileri ve aydın bu kurumlarını birer işletmeye çevirmiş burjuvazinin rant kapısı haline getirmiştir.

80 küsur yıllık "Türkiye'de" eğitim burjuva eğitim çizgisi dışına çıkmamış fakat dünyada ve ülkede gelişen kimi devrimci hareketlenmeler sayesinde öğrenciler de bir takım haklarını kazanmış siyasi önderlerin yetiştiği ve örgütlü mücadelelerin yürütüldüğü bir dönemde yaşanmıştır. 12 Eylül faşist darbesi bu v.b hareketlenmelerin önünü kanla bastırarak bugüne kadar üniversite ve liselerdeki gelişmelerin önünü de tıkamıştır.

YÖK kuruluşundan bu güne kadar toplumsal bir sorun olarak asıldığı yerde duruyor ve her 6 Kasımda öğrencilerin ve demokratik kitle örgütlerinin de katıldığı eylemlerle protesto ediliyor. Yine 6 Kasım günü Beyazıt Meydanı önünde toplanan öğrenciler YÖK e hayır, bağımsız özerk üniversite taleplerini dile getirdi. Tuzla tersane işçilerinin de destek verdiği eylem de işçi ve öğrencilerin devrimci dayanışmasına da örnek oldu. Tersane işçilerinin yaptığı konuşmada öğrencilerin demokratik taleplerine destek verdiklerini ve kendilerinin de sorunlarının olduğunu bu sorunların üstesinden birlikte başa çıkılacağı üzerine konuşuldu. Grevdeki Telekom işçilerinin de yalnız olmadığını sonuna kadar yanlarında olduklarını da eklediler. Liseli gençlerin de taleplerinin konuşulduğu açıklamada. ÖSS nin kaldırılması ve parasız eğitim vb talepleri dile getirildi. Yapılan basın açıklamasında miliyetciliğin ve şovenizmin kışkırtıldığı ve halkların birbirine düşman edildiği ve Kürt halkının yok edilmeye çalışıldığı ve sınır ötesi operasyon teskeresiyle de Kürtlere yönelik saldırıların arttırılacağı da değerlendirildi. Yaşasın halkların kardeşliği sloganlarıyla da devletin tüm aygıtları protesto edildi. Tersane işçileriyle birlikte çekilen halaylar sonrasında İstanbul üniversitesi fen fakültesi önüne doğru yürüyüşe geçilerek burada da YÖK karşıtı sloganlar atıldı ve eylem fakülte önünde son buldu.
(Aşağıda öğrencilerin okuduğu basın bildirisini okuyabilirsiniz.)  

Yeni Dünya Gençliği

 

Basına ve kamuoyuna...

Gazeteler kan kusuyor, ölüm saçıyor. Halklarımız arasında düşmanlık tohumları ekiliyor, şovenizm kışkırtılıyor. Bir yandan bombalar patlıyor, kontrgerilla eylemleri yaygınlaşıyor. DTP binaları ve devrimci, demokrat, ilerici kurumlar basılıyor, kurşunlanıyor, mahallelerde polis terörü tırmanıyor. İçeride şoven atmosferle, dışarıda da sınır ötesi operasyonla halklarımız birbirine kırdırılmaya çalışılıyor. TÜSİAD’ından hükümetine, ordusundan, MGK’sına kadar tüm kurumlarıyla düzen tam bir güç birliği içerisinde.

Sorunun kökleri kardeş bir halkın yıllardır katledilmesi, yok edilmeye çalışılması, ulusal taleplerinin ve özgürlüğünün hiçe sayılmasından çok daha derinlerdedir. Zira ülkemizde cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Kürt halkı yok edilmeye, asimilasyon ve sürgünlerle ulusal kimliği ezilmeye çalışılmıştır.

Bugün şoven saldırganlığın karşısına çıkmak gelecek için bir tercih değil zorunluluktur. Ve bu zorunluluğu öncelikle bilince çıkartması gereken kesim Türk gençliği olmalıdır. Kürt halkının eşitlik ve özgürlük talebini hiçbir dönem olmadığı kadar güçlü bir biçimde dillendirmek, halklar arasıda kardeşleşmenin örülmesinin başlıca adımıdır.

Üniversite ve liselerin tablosu esasında toplumun tablosunun aynasıdır. İşçi ve emekçiler, öğrenci gençlik ve bir bütün olarak Türk halkı, kardeş bir halkın, Kürt halkının katledilmesinin hedeflendiği bir savaş politikasının tarafı yapılmak istenmektedir. Çıkartılan tezkere ile boyutlanan şovenist saldırganlık, egemenlerin bilinçli yönlendirmeleriyle sokağa dökülmüş, hemen her köşede faşist beslemeler eliyle türlü saldırganlık gösterileri düzenlenmeye başlanmıştır. Linçler, demokratik kurumları hedefe alan saldırılar süreklileşirken, Kürt halkı özel olarak hedefe çakılmaktadır. Çıkartılan sınır ötesi operasyon tezkeresi ile Kürt halkının inkârı, imhaya dönüştürülmek, Güney Kürdistan’a girilerek Kürt halkının kazanımlarına dönük saldırılar gerçekleştirilmek istenmektedir. Yaratılan şoven histeri ve saldırganlık Türkiye’nin ABD’yle beraber Ortadoğu batağına sürüklenmesini hızlandırmakta, öte yandan ise halklar arasında kin ve düşmanlığın önünü açacak bir süreç oluşturulmaya çalışılmaktadır. Yani sınır içerisinde ve dışarısında yürütülecek her türlü kirli savaşın faturası biz gençlere çıkarılacak. İki halkın kardeş gençleri düşmanlaştırılacak

26 yıl önce bir yandan üniversitedeki demokratik ve özgür düşüncenin baskı ve zor ile engellenmesinin güvencesi, diğer yandan eğitimin piyasalaştırılması sürecinin yürütücüsü olarak kurulan YÖK, bugün halen daha gençliğin her türden gelecek özleminin karşısına dikilmiş duvarlardan biridir.
Bugün, eğitimin piyasalaşması süreci görülmedik bir hız kazanmış, üniversiteler ve hatta bölümler arasında düzenin ihtiyaçları uyarınca belirlenmiş bir eşitsizlik hâkim kılınmıştır. Üniversitelere girişte har(a)çlar toplanmakta, bu har(a)çlar liselerde “bağış” olarak anılmaktadır. Sorunu her geçen gün derinleştiren egemenler yemekhaneleri özelleştirerek, yaz okullarını paralılaştırarak üniversiteleri birer ticarethaneden farksız hale getirme projelerini uygulamaktadır. Son olarak ulaşıma yapılan % 50 zamla beraber, alt sınıflara mensup gençlik kesimleri açısından eğitim iyiden iyiye lükse dönüştürülmüştür!

Bugün artık diplomalar hükümsüzdür. Üniversitelileri mezuniyet sonrası bekleyen şey; ya diplomalı işsizlik yada kölelik koşullarında güvencesiz çalışmadır. Kamu alanında sözleşmeli personel uygulaması ile kendini dayatan diplomalı işsizlik, mühendislik alanına daha kapsamlı bir biçimde yetkin mühendislik olarak yansımış, önümüzdeki dönemde ise hukuk, tıp vb. alanları da kapsayarak genişletilecektir. Liseliler için ise geleceksizliğin bir adı ÖSS ise, meslek lisesi öğrencilerini kapsayan bir biçimde diğer adı sektörel bazda okul açılmasını öngören yeni düzenlemeler olmaktadır. Kısacası öğrenci gençlik her geçen gün daha derin bir geleceksizlik tablosunun içine çekilmektedir.

Bugün eğitim kurumlarında baskı ve zor sürekli bir araca dönüşmüştür. Üniversitelerde her aykırı ses soruşturma saldırısı ile karşılanırken, liselerde bütün okulların kapısının önüne bir polis ve kamera yerleştirilerek adeta birer F-tipi cezaevi yaratılmıştır. Öğrenci gençliğin özgürlük istemine verilen yanıt daima baskı ve zorun katmerlenmesi olmaktadır.

Bugün eğitim kurumları adeta egemen ideolojinin sözcüsü haline getirilmiştir. Öğrenci gençliğin karşı karşıya kaldığı gelecek sorununa kayıtsız kalan üniversite yönetimleri, tırmandırılan şovenist atmosfere doğrudan destek sunmuş, ırkı-faşist ideolojinin topluma yayılmasında başat bir rol üstlenmiştir. Üniversite yönetimlerinin kendilerine biçtikleri bu gerici toplumsal misyonun üniversite içindeki yansıması ise sivil faşist çetelerin doğrudan desteklenmesi olmaktadır. Bunun en iyi örneği İÜ yönetiminin açık desteği ile sivil faşistlerce üniversitede dağıtılan tescilli faşist Ozan Arif’ten bozma bildiridir. Rektörler eliyle, bilinçli olarak kışkırtılan şovenist zehir bir hassasiyet olarak lanse edilip, gençliğe görevler çıkartılırken, örneğin YTÜ yönetimi ırkçı-faşist yürüyüşlere açık desteğini dersleri iptal ederek vermektedir. Liseliler de bu ideolojik bombardımandan nasibini almakta, bu alanda başını Türk-Eğitim Sen’in çektiği bir kampanya ile şoven gösterilerin mezesi yapılmaktadır.

İşte 12 Eylül askeri darbesinin çocuğu olan YÖK’ün 26 yıllık uygulamalarının sonuçları kabaca bunlardır. Ve açık ki eşit, parasız, özgür, bilimsel, demokratik ve anadilde bir eğitim için YÖK’ün kalkması bir zorunluluktur. Ancak bu açık ki AKP ile YÖK arasında süregelen çıkar çatışmasının yansıması olarak sözde yeni Anayasa ile YÖK’ün ortadan kaldırılması ile aynı anlama gelmemektedir. Zira YÖK, günümüzde kendi başına 26 yıldır ayakta kalmış bir kurum değil, tam da 26 yıldır sistematik olarak uygulanan bir eğitim politikasının adıdır. AKP ile YÖK arasında yetki çatışması dışında bu politikanın uygulanmasına ilişkin zerre fikir ayrılığı olmadığı yerde, AKP’nin YÖK’ün kaldırılması ile gündeme getirdiği “özerk üniversite”, “demokratik üniversite” söylemleri, tıpkı “yeni ve demokratik anayasa” söylemi kadar büyük bir palavradan ibarettir.

Bizler, yani YÖK eliyle “eğitim” adı altında yürütülen kimliksizleştirme saldırılarına rağmen kimliğini, bilincini, gelecek ve özgürlük özlemini koruyabilmiş üniversiteliler ve liseliler olarak bütün bu kirli pazarlıkların, kirli savaş senaryolarının, halkların kardeşliğinin karşısına çıkartılan kin, düşmanlık ve nefret politikalarının tarafı olmadığımızı ve olmayacağımızı bir kez daha haykırma gereği duyuyoruz! Ne AKP ile YÖK arasında süregelen yetki çatışması, ne de işçi-emekçi düşmanı bir hükümetin kendini aklama referandumunda bizler tarafız! Bizler yaratılan güvenlik paranoyaları ve beslenen ırkçı-şoven algıyla onaya sunulan sınır ötesi katliam tezkeresinin karşısındayız!

Bizler eşit, özgür ve kardeşçe bir geleceğin tarafıyız!
Bizler halkların kardeşliği üzerine kurulmuş bir dünyanın tarafıyız!
Bizler bilimsel eğitimin, özgür düşüncenin tarafıyız!

Bugün bu meydanda 26 yıl önce kurulmuş YÖK’ün iflasını belgelemek için toplandık! Çünkü 26 yıldır bilincimizi ve kimliğimizi ele geçirmek için bütün silahlarını üzerimize doğrultmuş olan bu kurum; yenilmiştir! Bizlerin bugün burada toplanmış olması bu yenilginin yalnızca küçük bir resmidir!
Bundan sonra da liseli ve üniversiteli gençler olarak karşımıza çıkartılan bütün sahte taraflaşmalara, bizlere dayatılan her türlü gericiliğe, bizlerin geleceğine göz dikmiş bütün saldırılara karşı mücadelemizi sürdüreceğiz! Ve bu mücadelenin sonucunda 26 yılın sonunda bizim burada oluşumuzla yenilgisi tescillenen YÖK de, kendisi düzenin tüm kurumları ile birlikte eninde sonunda tarihin çöplüğünü boylayacaktır!