
Komünist Eğitim Üzerine Gençlik örgütlenmelerinde en temel sorunlarından birisi eğitim sorunudur. Komünist bir dünya yaratma hedefi içerisinde olan biz gençler ancak doğru bir bilinç ışığında yolumuzu belirleyebiliriz. O halde Komünizm nedir? 
Türban: Laiklik mi? Özgürlük mü?
Üniversitelerde başörtüsü yasa değişikliğini öngören anayasa değişikliği meclisten AKP ve MHP’nin ittifak kurmasıyla oy çoğunluğunu elde etmesi üzerine cumhurbaşkanlığı onayına sunulmuştu. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e sunulan söz konusu yasa değişikliği herkesin de beklediği üzere onaylanıp 23 Şubat 2008’de resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Üniversitelerde başörtüsünü öngören değişiklik Anayasa’nın 10. maddesi, “Devlet organları ve idari makamları, bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır” şeklinde değişti. Anayasa’nın “Eğitim ve Öğrenim Hakkı ve Ödevi” başlıklı 42. maddesine ise “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir” fıkrası eklendi. Fakat üniversitelerde kafa karışıklığı söz konusu, kimi üniversiteler anayasada yapılan değişikliğin yeterli olduğunu dile getirerek türbanlı öğrencilere kapılarını açtı, kimi üniversiteler ise anayasadaki değişikliğin yeterli olmadığını, üniversitelere türbanlı öğrencilerin girebilmesi için YÖK kanunu’nun 17. maddesinin kesinlikle değişmesi gerektiğini belirtiyor.
CHP ise ilgili yasayı cumhurbaşkanlığının onayına sunulmadan önce anayasa mahkemesine başvuracağını belirtmişti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün böyle bir yasa değişikliğini reddetmesini beklemiyorlardı, çünkü AKP iktidarının çizgisi bunlar üzerine şekillenmiş, bunlar üzerine geliştirilmişti ve sonunda anayasa mahkemesine başvurdular.
Şimdi son sözü söyleyecek olan anayasa mahkemesinin kararı üzerine ortalık durulacak zannedilebilir fakat tam tersine olaylar daha da derinleşecek. Anayasa mahkemesinden çıkacak olan karar her ne olursa olsun olayların ardı arkası kesilmeyecek. Eğer anayasa mahkemesi türbanın üniversitede kullanılabilirliği ile ilgili olumlu bir karar alırsa, yani CHP’nin anayasa mahkemesine başvurusu iptal edilirse ve 17. maddede bir değişikliğe gidilirse ‘laiklik’ savunucuları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurabilirler. Fakat tam tersi gerçekleşirse İslamcı kesim bu işin yakasını bırakmadan devamını getirir.
Türban tartışmaları ülkenin gündemine oturmuş inmek bilmez bir biçimde ilerliyor. Türban sorunu kutuplaşmaları da beraberinde getirdi. Bir yanda türban meselesi hususunda özgürlük savaşçıları kesilmiş İslami kesim, diğer bir tarafta ise ezelden beri sözde ‘laiklik’ sloganıyla sahnelerden inmeyen Kemalist kesim. Fakat bu kutuplaşmanın bürokratlar arasında olacağı tali bir durumdur. Esas endişe edilmesi gereken nokta, bu ayrışmanın kitlelerde meydana gelmesi. Kitleler bir yandan din elden gidiyor, dinimize sahip çıkalım atıflarıyla İslami kesim tarafında yer alıyor, diğer bir yandan ise bu ülkenin laik olduğunu iddia eden Kemalistler laiklik elden gidiyor safsatasıyla kitleleri arkasından sürüklüyor. İşçi ve emekçiler açısından korkulması gereken nokta bu tuzağa düşmüş olmalarıdır.
Türban ve geçmiş
Türbanın ülkenin gündemine AKP’nin iktidarı ele geçirmesiyle birlikte geldiğini söylemek olaylara bakarken objektiflikten uzaklaşmak demektir. Türban ilk başta dinin bir uyruğu, onun bir emridir. Dinin toplumsal yaşam üzerindeki yansımaları ve etkisi türbanla birlikte kendisini göstermiştir. Din olgusu ise yüzyıllardan beri sınıflı toplumlarda kendisini bilinçli olarak hissettiren, kitleleri disipline eden, onları hizaya sokan bir kuramdır. Yani sınıflı toplumlarda dinin bu kadar etkisinin hissedilmesi, onun bu kadar gündemde yer alması tesadüfi bir şey değil, tam tersine bilinçli olarak yapılan bir şeydir. Kapitalizmde din, onu ayakta tutan araçlardandır. Zamanla artan emek ve sermaye arası çelişkiler ve bu çelişkilerin yarattığı savaşımlar dinin sermayedarlar açısından gerekliliğini her gün biraz daha arttırmaktadır.
Türkiye somutuna indirgediğimizde durum farklı değildir. Din afyon niyetiyle yıllardan beri kullanılmaktadır. 60’lı 70’li yıllarda yaşanılan işçi sınıfının hareketlenmesi, 80 darbesiyle bastırıldıktan sonra din insanlara narkoz niyetine kullanılmıştır. Kenan Evren’in darbe sonrasında meydanlarda, alanlarda Kurandan ayetler okuması, ülkenin dört bir yanının camilere boğulması, eğitimde zorunlu din derslerinin konulması, laik olduğu iddia edilen ülkede devletin kurumu olan Diyanet İşleri Bakanlığı’nın var olması sonucu türbanın da, dinin diğer etkilerinin de sosyal yaşamda bu kadar yer alması gerçekleşti. Bugün CHP’nin AKP’ye laiklik sloganıyla saldırması iki yüzlülükten başka bir şey değildir. CHP herhalde laik olduğunu iddia ettiği ve bunun tehlikede olduğunu ileri sürdüğü başka bir ülkede yaşıyor. Çünkü Müslüman dinini ve bu din içerisinde de bir mezhebi –Sünni mezhebini- temel alan ve diğer din ve mezheplere özgürlük tanımayan bir ülke gerçek anlamda laik olamaz.
AKP ve MHP’nin özgürlüğü bundan ibarettir
AKP ve MHP türban tartışması süresince insanlara özgürlüğü türbanın içinden görünen kadarıyla tanıyor. Onların özgürlük diye insanlara sundukları özgürlük bir başörtüsünden ibarettir ve daha ötesine gitmesi de mümkün değildir. Bu türban süreci içerisinde hak ve özgürlük kavramını o kadar dile getirdiler ki özgürlüğün “ö”sünü bile tanımayan halkımız onu AKP ve MHP’den öğrenecek duruma geldi.
Peki nedir özgürlük? Anayasamızda bizim için tanınıp ta kullanamadığımız o birkaç maddecik mi? İşsiz ve aç bir insan olarak gezmek mi? Veya günün 10 saatinde çalışmak zorunda olan, iliğine kadar sömürülen, dinlenme, tatil, gezmek için hiç vakti olmayan, olsa bile bunları karşılayacak parası olmayan özgür müdür? Her an işten atılırsam kaygısıyla yaşayan insan özgür müdür? Düşünmek isteyen ve düşündüğünü ifade etmek isteyen fakat onu ifade etmeye korkan insan özgür müdür? Yetenekleri olan ama yeteneğini geliştiremeyen hatta ve hatta o yeteneğinin bile farkında olmayan bir insan özgür müdür? Tabiî ki değildir. Fakat bunların dışında başörtüsü takan bir insan özgürdür!!!
Kapitalizmde gerçek özgürlükten söz edilemez. Eğer insanlar gerçek özgürlüğe kavuşmak istiyorsa ona ulaşacak yol bellidir. Üretim araçlarına el koyarak onları toplum mülkiyetine çevirmek. İşte bu sosyalizmdir. Gerçek özgürlük, özgür bireylerin özgür yönetiminde yaşanır.
Türbanla birlikte üniversiteler
Biz komünistler “toplumun kılık kıyafet özgürlüğünü” savunuyoruz. Ve kılık-kıyafet özgürlüğü çerçevesinde üniversitelerde türban yasağının kaldırılması gerektiğini savunuyoruz. Ancak bugün yürütülen tartışmanın özü bu değil. Türban, Kemalist kesim ile AKP’nin temsil ettiği kesim arasındaki iktidar dalaşının bir aracı olarak kullanılıyor. Biz komünistler olarak işte bu dalaşta yokuz!
Çünkü dalaşan her iki taraf da sahtekâr, ikiyüzlü. Ne birisinin derdi özgürlük, ne diğerinin derdi laiklik! Her iki kesim de kadının özgürlüğünü savunuyor gözükerek aslında kadın üzerinde erkek egemenliğinin savunuculuğunu yapıyor.
Bugün andaki durumda bazı üniversitelerde türban yasak iken bazı üniversitelerde türbanlı öğrenciler derse girebiliyor. Üniversiteler arasında, bu yaşanılan olaylardan sonra farklılaşmalar, yer yer öğrenciler arasında tartışmalar, çatışmalar yaşanmaya başladı. Öğrenciler arasında, medyanın ve bürokratların oluşturmuş olduğu zemin üzerinde, zıtlaşmalar, ayrışmalar, bölünmeler meydana gelmiş durumda. Öğrencilerin asıl üzerinde durması gereken çok daha ciddi ve acil sorunların yerini başörtüsü sorunu alarak, diğer sorunları ört pas eder hale geliyor.
Öğretim üyelerinin kimileri türban üniversiteye girsin bildirisiyle imza toplarken kimi öğretim üyeleri de türban üniversiteye girmesin adı altında çalışma yürüterek, tarihte üniversitelerde yürütülmüş en kapsamlı çalışmalarına imza atıyorlar. Bugüne kadar Üniversitelerin kendilerinin ve öğrencilerinin geleceğiyle ilgili tüm haksız uygulamalara sesleri solukları çıkmayan öğretim üyelerinin, kıpırdanmaları türbanla hissedildi. Üniversitelerde bilim denilen temel taşın yok edilmesine, darbecilerin üniversiteler üzerindeki oluşumuna, özerkliğin ortadan kaldırılmasına, bilimin metalaşmasına, toplumsal olaylara hiçbir tepki göstermeyen “bilim insanları”, bilimini türbanda gösteriyor.
Biz gençler toplumda yaratılmak istenilen bu kamplaşmanın hiçbir tarafında yer almıyoruz. Bizleri aynı çatı altında birleştiren bizim sınıfsal konumumuzdur. Çünkü ne açlığın dini olur, ne yoksulluğun vatanı, ne de sefaletin dili.
İşçi, emekçi, öğrenci gençler biz bu kavgada yokuz. Bizim kavgamız, ekmeğimizin kavgası, bilimin kavgası, gerçek özgürlüğün kavgası, SOSYALİZM’in kavgasıdır. Biz bu kavgada olmamız gereken safta, sosyalizmin safında yer alıyoruz.
İşçi sınıfı özgürleşmeden gençlik özgürleşemez!
Yaşasın onurlu mücadelemiz!
Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm!
Yeni Dünya Gençliği/Adana
27.02.2008
Sayı 16 Çıktı!
Şiddetin Kaynağı Kapitalizm
ÖSS Mitingi Yapıldı, Sayı 13 üzerine bir eleştiri, “İddaa” yı Kazanan Hep Aynı!,
Mücadele Tarihinden Bir Sayfa..., Eğitim Köşesi: Burjuvazi
Stiker
Değişik Stikerlerimizi PDF formatında indirip çoğaltmak için Stiker sayfamızı ziyaret edin. Tüm oukrlarımızı diğer yayınlarımızda olduğu gibi stikerleri de bizzat kendi imkanlarıyla çoğaltıp yaygınlaştırmaya çağırıyoruz.
