YDG

Hızlı Erişim:

Komünist Eğitim Üzerine Gençlik örgütlenmelerinde en temel sorunlarından birisi eğitim sorunudur. Komünist bir dünya yaratma hedefi içerisinde olan biz gençler ancak doğru bir bilinç ışığında yolumuzu belirleyebiliriz. O halde Komünizm nedir? Comment

Genç Militan Erdal Eren

 

erdal_erenTarih 13 Aralık 1980. Henüz 17’sinde gencecik fidan Erdal Eren faşizmin darağacında can verdi. 12 Eylül faşist cuntası barındırdığı ruhun en iyi açıklamasını yapıyordu onu asarak.


Erdal Eren'i idam sehpasına kadar götüren süreç, 30 Ocak 1980 tarihinde Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği üyesi, ODTÜ öğrencisi Sinan Suner'in, MHP'li Bakan Cengiz Gökçek'in koruması Süleyman Ezendemir'in kurşunlarıyla katledilmesiyle başladı. Olayın duyulmasının ardından, 2 Şubat 1980'de Sinan Suner'in öldürüldüğü yerde bir protesto gösterisi yapıldı. Göstericiler arasında Erdal Eren de vardı. Gösteriye müdahale eden askerlerle göstericiler arasında çıkan çatışmada, er Zekeriya Önge ölürken, Erdal Eren'le birlikte 24 kişi gözaltına alındı. Zekeriya Önge'yi öldürdüğü iddiasıyla tutuklanan Erdal Eren, tarihin belki de en hızlı yargılamasıyla, 19 Mart 1980'de idama mahkûm edildi. Ancak mahkeme, buna itibar etmeyerek, Erdal Eren'in gerçek yaşının tespiti için kemik tahlili yapılmasını engelledi. Erdal Eren'in öldürdüğü iddia edilen erin otopsi raporlarında, ölüme neden olan kurşunun, bir askerin G-3 tüfeğinden çıktığına dair görüşler yer almasına rağmen otopsi raporları karartıldı. Ne avukatlarının sunduğu delil ne tanıkların ifadesi önem taşıyordu mahkeme için. Karar renkli binaların kapalı kapıları ardında çoktan verilmişti. Askeri Yargıtay 3. Dairesi'nin, önce 'Delillerin Noksanlığı' nedeniyle esastan, ardından da idamın müebbet hapse çevrilmesini gerektiren TCK'nın 59'uncu maddesinin uygulanmaması nedeniyle usulden bozmasına rağmen, Daireler Kurulu iki kararı da reddetti. Erdal Eren'in avukatı Nihat Toktay, çıkan kararı, "Yargıtay içinde bitirildi" diye değerlendirecekti.


Tarihe bir hukuk katliamı olarak geçen karara dünyanın dört bir yanından tepkiler yükseldi, imza kampanyaları toplandı. Ancak Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan karar, dünya çapında yürütülen "İdamı Engelleyelim! Erdal Eren idam edilemez" kampanyasına rağmen 13 Aralık 1980'de Ankara Merkez Cezaevi'nde infaz edildi.


Erdal Eren mahkeme sürecinde, askeri darbeyi ve mevcut sömürü düzenini mahkum eden şu savunmayı yapmıştı:"Hâkim sınıflar ve onların uşakları bu sömürü ve baskı düzenine yönelen her hareketi kanla boğmak istiyor. Bunun için olmadık tertipler tezgâhlıyorlar. Halkın kurtuluşu için mücadele veren, baskı ve sömürüye karşı çıkan herkes bu tezgâhlara muhataptır. Siz, mahkeme heyeti olarak bu tezgâhın bir dişlisinden başka bir şey değilsiniz. Benim hakkımda ne kadar peşin bir yargı yapıldığı ortadadır..."


Erdal Eren'in idamı yalnızca, geniş kitleler üzerinde estirilen baskı ve terör dalgasının somut bir ifadesi değil; aynı zamanda demokrasi, özgürlük ve gelecek güzel günler için yakın tarihimizin en güzide mücadelesine öncülük etmiş 68-78 kuşağıyla hesaplaşma, tarihsel bir rövanş anlamı da taşıyordu. Darbecilerin özgürlük ve eşitlik mücadelesine karşı cevabı, Erdal Eren'e giydirilen idam gömleği oldu. Askeri faşist darbenin başkomutanı olan Kenan Evren’in “Asmayalım da besleyelim mi” sözleri aslında tüm gerçekliğiyle her şeyi açıkça ortaya koyuyordu.


Bugün biz gençler Erdal Eren’i sahiplenmenin, onun uğrunda canını feda ettiği özgürlük, eşitlik, antiemperyalist mücadelesinden ayrı düşünülemeyeceğini biliyor ve mücadelesini kendi mücadelemiz olarak kavrıyoruz.

Yeni Dünya Gençliği