YDG

Hızlı Erişim:

Komünist Eğitim Üzerine Gençlik örgütlenmelerinde en temel sorunlarından birisi eğitim sorunudur. Komünist bir dünya yaratma hedefi içerisinde olan biz gençler ancak doğru bir bilinç ışığında yolumuzu belirleyebiliriz. O halde Komünizm nedir? Comment

Burjuva Demokrasisi Demokrasi Değildir!

 

İnsanlığa Sosyalizm Gerekli!

 

romanBurjuvazinin böl, parçala ve yönet politikası, işçi sınıfının sermayeye karşı örgütlü mücadele etmesini engellemek için, geçmişten bu yana uyguladığı en “başarılı” yöntem olmuştur. Milliyetçilik, şovenizm, ırkçılık avusuyla zehirlediği halkları birbirine kırdırarak, kardeşi kardeşe düşman ederek, kendi asıl sorunlarını görmemelerini sağlamıştır. Kendi kurtuluşunun düşman olduğu kardeş halkın kurtuluşunda olduğunu göremeyecek kadar körleştirilen işçi sınıfı, kendisini yoksullaştıran, açlığa ve köleliğe mahkûm eden, burjuvazinin düzenini yok etmek yerine sorunu kendisi gibi köleliğe mahkûm edilmiş sınıf kardeşinde arıyor. Bunun bir örneğini geçtiğimiz günlerde Manisa’da romanlara yapılan saldırıyla gördük. Burjuva basında önce “sigara içme kavgası” diye yer alan fakat aslında “Çingene’ye çay yok” ayrımcılığıyla başlayıp, linç girişimine kadar giden bir olay olduğu anlaşılıyor. Binden fazla kişi linç etmek için yarım saat içinde organize oluyor, ”onları bize verin”,“selendi bizimdir bizim kalacak”,“Romanları istemiyoruz”,vb. sloganlarla taş ve sopalarla mahalle basıyor ev, işyeri, arabalar ne varsa yakıp yıkıyor. Üstelik arabalar belediyenin dozeriyle eziliyor fakat tüm yaşananlara rağmen bu saldırı kişisel, ekonomik vb. nedenlere bağlanmaya çalışılıyor. Selendi Belediye Başkanı’nın anons yaparak yüzlerce kişiyi bir araya toplaması, emniyetin zamanında müdahale etmemesi ve olay bittikten sonra bir kişinin bile gözaltına alınmaması bu olayın önceden hazırlanan “Kürtler baş kaldırdı şimdide Romanlar başkaldıracak” söylentileri yayılarak ırkçı, şoven duyguların körüklendiği bir linç girişimi olduğu gün gibi ortadır. Yüze yakın insanın evlerinin yakılıp yıkıldığı, yerlerinden yurtlarından edildiği bir olayı burjuva basının kalemşorlarından olan Yılmaz Özdil, burjuva aymazlığıyla bu saldırıyı ırkçılık olarak değerlendirenlerle dalga geçerek, “Hulusi Kentmen tipi emniyet müdürü” eksikliği olduğunu zırvalayabiliyor. Bir başkası birkaç göbek atılarak bu işin tatlıya bağlanacağı değerlendirmesi yaparak romanları bir kez daha aşağıla biliyor. İşte burjuvazinin ırkçılık üzerine ikiyüzlülüğü aymazlığı ortadadır. Romanlar yıllardır baskıya, ayrımcılığa ve aşağılanmaya maruz kalmasına rağmen buna karşı bir mücadele geliştirmiyor. Üstelik yakın geçmişte Dolapdere de Roman kardeşlerimizin Kürt gençlerini linç etmek istemesi hala hafızalarımızda tazeliğini koruyor. Dahası halkların kardeşliğinin simgesi haline gelen ırkçılığın katlettiği Hrant’ımızın anma töreninde, roman kardeşlerimizin de orada olmaları çok anlamlı olacaktı. Ve yine Newroz’larda alanları onbinlerle dolduran Kürt kardeşlerim Hrant’ımızı anmak için orada olsalardı çok anlamlı olacaktı. Ve daha 13 yaşındaki Kürt çocuğunu Uğuru hatırlayın, yaşından daha fazla kurşunu bedenine yağdırmışlardı. İşte o zaman ermeni kardeşlerimde orada olsalardı çok anlamlı olacaktı. Ama olmadı! İşte bu yüzdendir ki Nazım ustanın “söylemeye dilim varmıyor ama suçun büyüğü sende be kardeşim” dediği sözler geliyor insanın aklına... Halklar birbirinin çığlığını duymadıkça, birbirlerinin seslerine sağır oldukça kulakları ırkçı saldırılar sürmeye devam edecektir.

romanlarTürkiye’de durum bu kadar vahimken burjuva demokrasisinin daha yaygın yaşandığı Avrupa ülkeleri ise sütten çıkmış ak kaşık değiller. Hatta yer yer Türkiye’yi aratan ırkçı uygulamalardan kaçınmıyorlar. Romanlar en fazla Avrupa ülkelerinde baskıya maruz kalıyorlar. 1943 yılında İsveç hükümetiyle Hitler Almanya sının anlaşarak romanları kısırlaştırdığını unutmayalım ve Hitler faşizmiz minin uygulattığı bu faşist uygulamayı burjuva demokrasisinin yaşandığı Avrupa ülkeleri olan Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Macaristan da 1973 den 1991 e dek uygulandığı ortaya çıkıyor. Roman topluluklar arasında doğum oranını kontrol etmek bahanesiyle roman kadınlarının zorla kısırlaştırıldığı, bazılarınınsa kısırlığın ne anlama geldiğini bilmeden sonucunun ne olacağını bilmeden kısırlaştırıldığı için 2005 yılında yayımlanan raporda bu kadınlara tazminat ödenmesi ve özür dilenmesi tavsiyesinde bulunulmuştu. Hatta insan hakları grupları bu konuda 2003 yılı gibi yakın döneme ait kayıtların ortaya çıktığına dikkat çekiyorlar. Fakat bu ırkçı, faşist uygulamaları yapan devletler özür ve tazminat konusunda bir adım atmıyorlar. Yine Belfast’ta romanlara Türkiye’dekine benzer bir saldırı gerçekleşiyor ve 25 kadar romanın Kuzey İrlanda’yı terk etmek zorunda kaldığı, geride kalan 75 ininse en kısa zamanda ayrılmak istediklerini açıklıyorlar. Yalnızca Romanlara değil daha birçok hakim olmayan ulus, azınlık, göçmen ve dahası baskıya ayrımcılığa maruz kalıyor. Yine bir Avrupa ülkesi olan Almanya da ırkçı yaklaşımlarından geri durmuyor. 7 Ocak 2005 tarihinde Almanya’nın Dessau polis karakolunda diri diri yakılarak hayatını kaybeden Oury Jalloh davası halen sonuçlanmadı. Geldiği kıtada bitmeyen savaşlardan kaçan bir Afrikalı olan Oury Jalloh Almanya’ daki ırkçılıktan kaçamamış gözaltına alındıktan sonra bulunduğu hücrede elleri ve ayakları bağlı bir şekilde diri diri yakılarak yaşamını kaybetmişti. Yine Belçika da Türk bir mahkûm ceza evinde gördüğü korkunç işkence sonucu yaşamını kaybetmişti. Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı’nın raporuna göre her 10 yabancıdan biri kökeni nedeniyle ırkçı saldırıya ya da aşağılanmaya maruz kalıyor. AB Temel Haklar Ajansı’nın AB üye 27 ülkede göçmenler ve azınlıklar arasında yaptığı anket çalışmasına dayanarak hazırladığı raporda, yabancıların yüzde 12’ sinin bir yıl içinde saldırıya hedef olduğunu, saldırıya uğrayanların yüzde 80’ inin sonucu değiştirmeyeceği gerekçesiyle sessiz kaldığını açıklıyor. Raporda İtalya, Yunanistan, Danimarka, İngiltere, Portekiz, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Macaristan en fazla şikâyet edilen ülkeler arasında yer alıyor. Raporu biraz daha incelediğimizde bunun yalnızca buzdağının görünen yüzü olduğunu görüyoruz. Bu örnekler muhtemelen çoğaltılabilinir ve hatta sayfalara sığmazda.

Kapitalizm ve onun sermaye düzeni var oldukça egemen olmayan uluslar, azınlıklar, göçmenler iki kat ezilmeye, aşağılanmaya, işkence görmeye, ırkçı saldırılara maruz kalmaya, bizlerse bu insanlık dışı saldırıları yazmaya devem etmek zorunda olacağız. Çünkü sermaye düzeni halkların örgütsüz olmasını kullanarak, kar ve sömürü üzerine kurulmuştur. İster burjuva demokrasisinin yaşandığı ülkeler olsun, ister daha geri bir ülke. Burjuvazinin hüküm sürdüğü hiçbir ülkede halklar özgür olamaz. Çünkü onların demokrasisi kendileri için demokrasidir. Burjuva demokrasisi demokrasi değildir! İnsanlığa sosyalizm gereklidir. Çünkü sosyalizm Ulusların kendi kaderini tayin etme hakkını tanır, azınlıkların özerkliğini tanır, göçmenlerin hakları konusunda özel yasa ve çalışmaları vardır. Bir den fazla dilin konuşulmasını zenginlik olarak değerlendirir. Tüm bunlar ham hayal değildir. Bunlar sosyalizmle yaşanmış ve yine yaşanacak olan bizlere yol gösteren önemli deneyimlerdir. Kürt, Türk, Arap, Ermeni, Laz, Çerkez ve sayılabilinecek yüzlerce sınıf kardeşlerim. Bu insanlığa yakışmayan, örgütlülüğümüz önünde en büyük engel olan milliyetçilik, ırkçılık lanetinden kurtulmak için mücadelemizi birlikte yükseltelim. Uğur’un delik deşik küçük bedeni hala yerde yatıyor, Hrant delinmiş ayakkabılarıyla hala orada yatıyor o cenazeler bizimdir gelin birlikte kaldıralım.  Gelin birbirimizin acılarına çığlıklarına kulak tıkamayalım. Tüm halkların gönüllü birliğiyle özgürce yaşayabileceği, emeğini kimsenin sömürmediği, bayrağında “Her kez yeteneğine Her kez ihtiyacına göre” diyen bir toplum kurma hedefinde sosyalizm için mücadele edelim.

YDG Okuru Bir İşçi