YDG

Hızlı Erişim:

Komünist Eğitim Üzerine Gençlik örgütlenmelerinde en temel sorunlarından birisi eğitim sorunudur. Komünist bir dünya yaratma hedefi içerisinde olan biz gençler ancak doğru bir bilinç ışığında yolumuzu belirleyebiliriz. O halde Komünizm nedir? Comment

yeni_yıl

Bir yıl daha zulüm bir yıl daha işkence...

“Görüyorum ki pekte hoş gelmiyorsun yeni yıl”

 

2009’u geride bıraktık ve önümüzde yeni bir yılın heyecanıyla demek çok zor ama yeni gelene de merhaba demekten başka ne denilir ki. Geçtiğimiz yılın sancılı dönemlerini tekrardan yaşayacağımıza da hiç şüphe yok. Daha şimdiden açıklanan istatistikler biz işçi ve emekçiler ve elbette ki geleceksiz çocuklar için pekte olumlu bir tablo sergilemiyor. Savaş ve çatışmaların gölgesinde yaşayanlar için eski yıl ne kadar zor geçtiyse çalışanlar açısından da olumlu gelişmeler yaşanmadı. Dünyada ve ülkede yaşanan ekonomik krizler 2009’u hiç unutturmayacak fakat bu krizlerin faturası daha on yıllar boyu “krizi teğet geçirenleri saymazsak” biz işçilerin sırtına yüklenecekte.  Uzun süren bir sessizlik sonrasında kimi işçilerin hak arama mücadelesini tercih etmeleri olumlu gözükse de devamlılığı sağlanmayıp, talepler genişletilmediği müddetçe bu sessizlik korunacağa benziyor. Kürt halkının içinden geçtiği dönem de yeni umut yoları araması ve DTP’nin siyasette aldığı yol ve barış alma çabaları son geldiği noktada umut vermese de sokaklar ulusal kurtuluş mücadelesinin zillerini çalmaya devam ediyor. Demokrasi ve barış köhnemiş rejimlerin getirebileceği bir unsur olmadığı gibi izlenilen yanlış politikalarda gerçek demokrasinin ve barışın içini boşaltıyor. Devlet-Çete ilişkisinde son dalgalar diniyor ve Türk- İş Sendikası da gerçek yüzünü gösteriyor. Tabi bu yüzler bize hiç yabancı değil, sıra kimde olduğu bilinmez ama bu ak koyun-kara koyun hikâyesinde tarafların her ikisinin de aynı sürünün davarları olduğu açık ama gözlerimiz bunu henüz daha göremiyor. Polis salahiyet yasasıyla şiddet meşrulaştırılıyor ve ancak ucu bize dokunduğu zaman, canımız yandığı zaman sesimiz çıkıyor. Avrupa bizi sevecek diye gösterişli balolar kuruluyor ve bir Türk düşmanı AB başkanlığına getirildi diye şimdi halimiz ne olacak deniliyor. Faili meçhul cinayetler ve asit kuyuları hala açılmayı bekliyor ama bunu yapanların kimler olduğu tartışılmadı bile ve bunlar bir yana devam ediyor hala kırık aynalardan seyrettiğimiz katliamlar. Taş atan çocuk hala suçlu ama kurşun sıkan polis hala kahraman ilan ediliyor. CHP, MHP ve AKP ön kulvardan koşturuyor, muhalefet şike yaparak halkı galyana getiriyor, “teröristler” sokakları doldurdu diye masum insanlar öldürülüyor. Nereden bakarsan bak geçen yıllar nasıl ki umutsuzluğu beraberinde getirdiyse 2010 yılı da umut verici bir yıl olarak görülmüyor.


Her gelen yeni yıldan herkesin bir beklentisi vardır kuşkusuz. Ve biz işçi ve emekçilerin tek büyük beklentisi huzurla yaşayabileceğimiz, işsiz kalma korkusuyla yada iş bulma umuduyla geçirebileceğimiz bir hayat olsa gerek. Çok değil sadece insan gibi yaşamayı bu birkaç küçük beklentilerle sınırlandırıyoruz ve aslında biliyoruz ki bizler çok daha fazlasını hak ediyoruz. Bize reva görülen açlık ve sefalet düzeni gün gelir bunu yaratanların başlarına yıkılacaktır elbet. Umutlarımızı istismar edenler, yarınlarımızı elimizden alanlar bu yaptıklarının cezasını çekeceklerdir de. Kolay olmayacak evet onların silahlarına karşı koymak, yıkılmaz sandığımız kalelerini yıkmak, kolay olmayacak evet ama yaşadıklarımızda bir insan hayatı için de kolay olmadığı yerde mücadele kaçınılmaz oluyor. Daha ne kadar devam edebiliriz ve daha ne kadar dayanabiliriz ki bu çürümüş düzene. Gelecek güzel günleri yeni yıllar da değil üretimden gelen gücümüzde, örgütlü ve emek bilinçli işçiler olmakla mümkün olabileceğini görmeliyiz.


Önemli bir gerçek daha var ki oda kazandığımız büyük deneyimlerimizdir. Bizi yönetenlerin bize iş ve ekmek verdiğini iddia edenlerin, bizi kırıntılara mahkum edenlerin artık bizlerin katili olduğunu çok defa gördük ve en yakın örneklerini yaşıyoruz da. Bursa’da ‘ölen’ değil öldürülen maden işçileri, işlerine son verilmek yâda “asker”i ücretle yaşama(ma)ya mahkum edilen tekel işçileri, demir yolu işçileri, kamu emekçilerinin haykırışı, öğrenci sorunları ve Kürt halkının ve azınlıkların hak arama mücadeleleri ve dahası yakın zamanda sadece gördüklerimizin birkaçı olarak önümüzde duruyor. En iyi halde bize sundukları çözümlerin ve açılımların sonuçsuz kaldığı ve oyalamadan başka bir işe yaramadığı apaçık ortadadır.


Şimdilerde devlet yeni bir değişim rüzgârı estirmekte, tıpkı yıllar önce olduğu gibi yeni reformlar ve yeni düzenleme yolları aranmaktadır. Peki, bizlere getirmeye çalıştıkları nedir?


İktidarların rejim çılgınlıkları daha başa geçmeden önce kendini gösteriyor. Sunulan boş vaatlerle çaresiz halkı yanlarına alarak bir iktidar kurulur ve sömürü çarkı dönmeye başlar. Kendi iktidarlıklarını sağlama aldıktan sonra bir virüs gibi hızla çoğalmaya başlar ve önlerine çıkabilecek her gücü ezmeye yönelir ve bu çelişkiler savaşımında yine yoksullar mağdur edilir. Bugün de bu olgunun varlığı aşikardır. Hükümet yöneticilerinin ve ekonominin başını çekenlerin kar hırsı giderek daha vahşi bir hal almakta, toplu işçi kıyımlarına, bizim olmayan savaşları yaratmaya devam ediyorlar. Her ne hikmetse toplum karşısında utanmazca boy gösterileri yaparak haklı gözükmeye çalışıyorlar da. Bu ülkenin makinaları ‘tik-tak’ yok etmeye devam ediyor, yönetenleri ‘durmak yok sömürüye devam’ diyor.


Durup düşünmemiz gereken çok şey var kuşkusuz. Düştüğümüz bu hal içinde çok ta hoş bir gelecek bizi beklemiyor. Yaşadıklarımız bir yana yaşayacaklarımızı onurlu ve değerli kılmak yine bizim elimizde. Ve yine umudumuzu yitirmeden emek bilincinin ışığında birleşerek beklediğimiz yarınları kurabiliriz. Bizi yönetenlerin kim olduğu değil, nereden geldiği değil asıl mesele, kime hizmet ettikleri ve bizim çıkarımıza değil kendi çıkarları için iktidarda olduklarını görmektir asıl mesele. Yani asıl mesele biz kimiz, onlar kimdir? Asıl mesele…


Yeni yıl da zaferler ve mutlu yarınlar sizlerle olsun.

 

Yeni Dünya Gençliği